Roma

09.09.2020

Çarşamba günü kahvaltımızı yaptıktan sonra arabamızı Via Giulia otoparkına (16 EUR) bırakıp Vatikan ile başladık gezimize.

Vatikan dünyadaki sayılı şehir devletlerinden biridir ve her ne kadar Roma gezimizin içinde yazmış olsam da aslında dünyanın en küçük bağımsız ülkesidir. Hristiyanlığın Katolik mezhebinin yönetim merkezidir. Vatikan’da gezilecek yerler San Pietro Meydanı, San Pietro Bazilikası, Sistine Şapeli olarak bilinir. San Pietro Meydanı ve San Pietro Bazilikası’nı gördükten sonra çocuklar yorulduğu için Sistine Şapeli’ne girmedik. Küçük çocuklarla böyle yerleri gezerken pek bir şey anlamıyoruz, dolayısıyla bu gezileri başka zamana bırakıyoruz. Bazı yerlerin içine girmeyip şimdilik dışarıdan seyretmekle yetiniyoruz. Bazilikaya girmek içinse biraz sıra bekledik. Pandemi döneminde bile bu kadar kalabalıktı ki normal zamanlarının fotoğraflarında iğne atsan yere düşmez kalabalığı görmüştüm. Bu açıdan Vatikan’ı ve Roma’yı bu dönemde görmüş olmak bizim için daha iyi oldu. Vatikan için nasıl bir beklenti içindeysem gerçekte görmek bende biraz düş kırıklığı oldu. Belki daha büyük, belki daha heybetli bir yer bekliyordum ama o kadar etkileyici gelmedi.

Vatikan’dan sonra Kutsal Melek Kalesi’ne (Castel Sant’Angelo) gidip fotoğraflarını çektik. Çok istesem de yine bu güzel kalenin de içine girmedik ama dışarıdan görünüşüne hayran kaldım. Roma’da en sevdiğim yerlerden biri oldu. Burası MS 139 yılında İmparator Hadrian tarafından kendisi ve ailesine anıt mezar olarak inşa edilmiş. Anıt mezar daha sonra kale olarak kullanılmış, günümüzde ise müze olarak ziyarete açık.

Buradan sonra Navona Meydanı’na (Piazza Navona) yürüdük. Meydanın ortasında Agonale Obeliski ve obeliskin etrafında Dört Nehir Çeşmesi (Fontana dei Fiumi) yer alıyor. Meydanda bu çeşmeden başka 2 çeşme daha (Fontana di Nettuno ve Fontana del Moro) bulunuyor. Sant’Agnese in Agone Kilisesi de bu meydanda yer alıyor. Bu meydan aslında kafeleriyle restoranlarıyla capcanlı, cıvıl cıvıl bir yer olsa gerek ancak pandemiden burası da nasibini almış ki gittiğimizde oldukça sakindi.

Navona Meydanı’ndan sonra da Pantheon‘a yürüdük. Patheon, kelime olarak “Tüm Tanrıların Tapınağı” anlamına geliyormuş. Şimdiki binası MS 126 yılında İmparator Hadrian tarafından yaptırılmış. Tapınak olarak inşa edilen bina sonrasında Kilise’ye çevrilmiş. İtalya krallarından Vittorio Emanuele II ve Umberto I buraya defnedilmiş. Giriş ücretsiz. Pantheon, dev kubbesiyle oldukça etkileyici bir mimariye sahip. Kubbenin tepesindeki açıklıktan süzülen güneş ışığı da buraya ayrı bir hava katıyor.

Pantheon’dan sonra Trevi Çeşmesi’ne (Fontana di Trevi) vardık. Burası da aslında benim için bir diğer hayal kırıklığıydı. Bir kere o fotoğraflarda gördüğümüz çeşme ve bina birlikte bir fotoğraf karesine sığmıyor. Çok kalabalık ve herkes bir taraftan havuza para atıp dilek dilemekle, bir taraftan fotoğraf çekinmekle meşgul. Biraz geriden fotoğraf çekeyim diyemiyorsunuz, çünkü kalabalıktan çeşme görünmüyor 🙂 Küçük bir meydanda yer alıyor ve etraftaki binaların kareye girmesini de hiç sevmiyorum. Adını biz Aşk Çeşmesi koymuşuz ama bu romantiklik nereden geldi anlayamadım ben doğrusu 🙂

Roma’nın meşhur Aşk Çeşmesi’ni de gördükten sonra İspanyol Meydanı’na (Piazza di Spagna) gittik. Meydanda gemi şeklinde yapılmış Barcaccia Çeşmesi (Fontana della Barcaccia) ve Trinità dei Monti Kilisesi’ne çıkan İspanyol Merdivenleri (Scalinata di Trinità dei Monti) görülüyor. Burası da pandemi nedeniyle beklediğimden daha az kalabalıktı, hatta merdivenler bomboştu. Rahat rahat fotoğraf çekebildim.

İspanyol Merdivenleri’ni de gördükten sonra dönüşe geçtik. Yol üzerinde gördüğüm Yüksek Temyiz Mahkemesi’nin (Corte Suprema di Cassazione) ve birkaç yerin daha fotoğraflarını çektim. Keşke mahkeme binasının olduğu yerde karşıya geçip Tiber Nehri ile Vatikan San Pietro Bazilikası’nın da fotoğrafını çekseydim.

10.09.2020

Perşembe günü kahvaltımızı yaptıktan sonra Kolezyum (Colosseo), Roman Forumu (Foro Romano) ve Venedik Meydanı‘nı (Piazza Venezia) gezmek için yola koyulduk. Kolezyum etrafındaki birçok otoparkte yer aradık ancak 1 saatten fazla gezinip yer bulamadık. En sonunda Santa Sabina all’Aventino Bazilikası önünde bir yer bulup arabamızı park ettik (otopark 3.60 EUR). Kolezyum’a doğru yürürken Circo Massimo ve Palatino Tepesi’nin yanından geçtik.

Kolezyum’un hemen yanında Konstantin Takı (Arco di Costantino) yer alıyor. Bu zafer takı, I. Konstantin’in Milvian Köprüsü’ndeki Maxentius’a karşı 312 yılında kazandığı zafer adına dikilmiş.

Roma’nın simgesi haline gelmiş, turistler tarafından en çok ziyaret edilen Kolezyum, MS 72 yılında imparator Vespasianus döneminde yapılmaya başlanmış ve MS 80 yılında Titus döneminde tamamlanmış. Orijinal adı Flavianus Amfitiyatro imiş. 7 Temmuz 2007’de Dünya’nın Yeni Yedi Harikası listesinde yer alan Kolezyum binası, gladyatör dövüşleri, deniz savaşları canlandırmaları, hayvan avları, infazlar, ünlü savaşların yeniden canlandırılması ve Roma mitolojisini konu alan dramalar gibi halka açık gösteriler için kullanılmış. Daha sonra eğlence için kullanılmaya son verilip barınma yeri, atölye, dini kışla, kale, taş ocağı ve bir Hıristiyan tapınağı olarak kullanılmış. Biz her ne kadar Kolezyum’un içini de gezme planı ile yola çıksak da hava çok sıcak olup da çocuklar pek durmayınca içine girmekten vazgeçtik. Aslında yurtdışı gezileri denilince Roma ilk akla gelen şehirlerden, Kolezyum da Roma denilince ilk akla gelen yerlerden biri olsa da şehrin ortasında kalması o büyüleyici görüntüsünü kaybettirmiş bence. Evet Roma bir açık hava müzesi gibi her adım attığınız yerden tarihi eserler çıkıyor; evet Kolezyum çok büyük bir bina ve yapıldığı dönemi düşününce gerçekten inanılmaz bir eser; ancak Roma’dan da Kolezyum’dan da hayallerimdeki gibi etkilenmedim. Böyle düşünen bir ben miyim acaba?

Kolezyum’un diğer tarafına geçip yolun karşısındaki tepeye çıktığınızda tamamını fotoğraf karesine sığdırabiliyorsunuz, ancak bu açıdan iş makinaları görüntüyü bozuyor. En güzel kareler Roman Forumu tarafından yakalanıyor galiba. Roman Forumu, antik şehir kalıntılarının yer aldığı oldukça büyük bir alanı kaplıyor. Kamu binalarından tapınaklara, anıtlardan heykellere, bazilikalardan kemerlere, zafer taklarına birçok eser yer alıyor Roman Forumu’nda. Ancak, biz buraya da girmeyip Venedik Meydanı’na gidene kadar gördüğümüz kısmıyla yetindik şimdilik.

Kolezyum’dan Venedik Meydanı’na giderken Trajan Forumu (Foro Traiano) da yol üzerinde kalıyor.

Venedik Meydanı’nda beyaz mermerden yapılmış Anavatan Sunağı (Altare della Patria) ve sunağın önünde Vittorio Emanuele II Anıtı bulunuyor. Burası, İtalya’nın ilk kralı Vittorio Emanuele II için yapılmış. Sunakta Meçhul Asker Anıtı da yer alıyor. Merdivenlerden çıkıp güzel Roma manzaralarını seyredebiliyorsunuz (ücretsiz). Ayrıca asansörle en tepeye kadar da çıkılabiliyor (bu kısım ücretli). Meydanda çalışmalar olduğu için daha geriden sunağın fotoğrafını çekemedim ama burası da Roma’da en çok merak ettiğim yerlerdendi.

Bu devasa anıtı da gördükten sonra arabamızı park ettiğimiz otoparka devam ettik. Yol üzerinde Sant’Omobono Kilisesi (Chiesa di Sant’Omobono), Portuno Tapınağı (Tempio di Portuno), Herkül Viktor Tapınağı (Tempio di Ercole Vincitore), Tritoni Çeşmesi (Fontana dei Tritoni), Janus Takı (Arco di Giano) gibi birçok eseri ve arabamızı hemen yanına park ettiğimiz Santa Sabina Bazilikası (Basilica di Santa Sabina all’Aventino) yanındaki çeşmeyi (Fontana del Mascherone di Santa Sabina) de görmüş olduk. Böylece bu 2 günde Roma’yı kısa da olsa görmüş olduk. Roma’nın da İstanbul gibi taşından toprağından tarih fışkırıyor, ancak tarihi eserlerin etrafını öyle çirkin sarmışız ki o ruhunu, havasını kaybetmiş bu 2 güzel şehir de.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.