Antalya-Adrasan-Olimpos

Bu yıl Ramazan Bayramı’nın arkasından birkaç günlük tatil yapmak istedik. Hem 4 yaşındaki kızımız kumla oynamayı, denize gitmeyi çok istediği için hem de biz biraz dinlenmek istediğimiz için Antalya merkezi ile Adrasan’ı görmeye karar verdik. Bayramı Niğde’de geçirdikten sonra Cumartesi günü sabahtan yola çıkıp akşama Antalya’ya vardık. Pazar günü hava çok sıcak olduğu için gündüz dışarı çıkmayıp akşam Düden Kıyı Şelalesi‘ne gittik. Şelale beklediğimden daha etkileyiciydi. Gündüz görünümü nasıldır bilemiyorum ama etrafındaki ışıklandırmalarla gece görünümü çok hoştu.

Antalya’da gezdiğimiz yerler:

10.06.2019 – 1. gün

Pazartesi günü kahvaltımızı yaptıktan sonra Antalya şehir merkezinden yaklaşık yarım saat uzaklıkta yer alan Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı‘na gittik. Giriş ücreti 8 TL idi. Öyle büyükçe bir şelale yoktu ama öyle güzel bir yerdi ki yeşilin onca güzel tonunu, suyun o güzel rengini ömrüm boyunca unutmayacağım sanırım. Burası yürüyüş yapmak ve fotoğraf çekmek için harika bir yerdi. 9 aylık oğlumuz ve 4 yaşındaki kızımızla yürüyüş yapmak tabi ki zordu, bebek arabası kullanmak ise imkansız sanırım. Biz 4 yetişkin gittiğimiz için çocukları idare edebildik. 2 kişi olsaydık sanırım nilüferli gölün olduğu yere kadar ilerlemeyip daha öncesinden geri dönerdik.

Kurşunlu Şelalesi’nden sonra yine Antalya şehir merkezinden yarım saat uzaklıkta yer alan Yukarı Düden Şelalesi‘ne gittik. Kurşunlu Şelalesi’nden buraya varmak da yaklaşık yarım saat kadar sürdü. Giriş ücreti 5 TL idi. Burası da Antalya’nın hayran kaldığım bir başka doğal güzelliği oldu. Kurşunlu Şelalesi’nde göremediğimiz gürül gürül akan suyu burada görmüş olduk. Burayı gezerken de bebek arabasını yanımıza almayıp oğlumuzu kucağımızda taşıdık.

DÜDEN ŞELALESİ
Antalya’da bir doğa harikası

Antalya’ya gelen yerli ve yabancı ziyaretçilerin çoğu Düdenbaşı şelalesini ziyaret ederler. Ancak şelale suyunun hidrojeolojik karstik yapının bir parçası olduğunu bilmezler. Bu broşür ve fotoğraflarla, Düden şelalesini tanıtmak amaçlı hazırlanmıştır.
Eski Antalya-Burdur karayolunun 28. ve 30. kilometrelerinde Kırkgözler ve Pınarbaşı olmak üzere iki büyük kaynak çıkmaktadır. Bir nehir kadar suyu bol olan bu iki memba, kısa bir akıştan sonra birleşirler ve Bıyıklı düdeni içinde kaybolurlar. Düden, su çeken, su yutan deliklere verilen addır. Düdenlerin bazıları o kadar büyük olurlar ki, koca bir gölü ya da bir nehri yutabilirler. Ülkemizde bunu pek çok örneği vardır. Örneğin, Antalya Elmalı da Karagöl ve Suğla Gölündeki büyük düden gibi Bıyıklı düdeni de saniyede 30 bin litre su yutacak kapasitededir. Bu miktar Kırkgözler ve Pınarbaşı membalarının taşkın debisidir.
Bıyıklı düdeninde kaybolan su 14 km kadar yerin altından gittikten sonra Varsak çukurunun bir ucundan çıkar ve çok kısa bir akıştan sonra tekrar batar.
Varsak’ta kaybolan su 2 km kadar yeraltı akışından sonra, Düdenbaşı’nda yeryüzüne çıkar. (Düdenbaşı’nda basınçla bir nehir halinde çıkan su) Doğal olarak birkaç defa batıp çıkan suyun kot farklarından yararlanılarak, Kepez Hidroelektrik Santrali inşa edilmiştir.
Düdenbaşı’ndan sonra birçok kollara ayrılan Düdençayı en sonunda Antalya’nın doğusunda 40 metre yüksekliğinde traverten bir eşikten şelale yaparak Akdeniz’e dökülür. Düden şelalesinin Akdeniz’e döküldüğü yerde güzel bir park bulunmaktadır. Suların bol olduğu ilkbahar mevsiminde bu görkemli şelalenin seyrine doyum olmaz. Bu şelaleyi denizden teknelerle gelerek de izleyebilirsiniz. Antalya limanından kalkan yatlar, kısa süreli turlar yaparak ziyaretçileri denizden şelalenin altına kadar getirmektedirler.
Düden Şelalesi’nde doğal güzelliğin tadını çıkarın!

Yukarı Düden Şelalesi’ni gördükten sonra yemek yiyip Antalya şehir merkezini gezdik. Cumhuriyet Meydanı‘ndan başlayıp Liman, Hıdırlık Kulesi, Kaleiçi ve Hadrian Kale Kapısı‘nı görüp akşamı ettik. Kaleiçi’nin renkli sokalarına ve evlerine hayran kaldım ben yine tabi ki.

Ulusal Yükseliş Anıtı
Antalya halkının bağışlarıyla bedeli karşılanan anıt, 1964 yılında heykeltraş Hüseyin Gezer tarafından yapılmıştır. 6 mt. yüksekliğinde olan anıtın yapımında 12 ton bronz kullanılmıştır. Şaha kalkmış at ve gençler, 19 Mayıs 1919’da başlayan ulusal kurtuluş aşamalarını, Cumhuriyet Devrimleriyle çağdaşlığa yükselişi yükselen bir ritim içinde anlatmaktadır. Kaidenin kademeleri yükselişi, Atatürk ilkelerinin ve Cumhuriyet Devrimlerinin sürekliliğini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin sonsuza yönelen çağdaşlık ülküsünü vurgulamaktadır.

Hıdırlık Kulesi
M.S. 1 veya 2. yy.da Anıt Mezar olarak, iki farklı geometrik formun uygulanmasıyla mimari şeklini alan yapı dıştan kare planlı, üstü silindirik gövdeli, içten haç planlıdır. Tamamı Kesme blok taştan yapılan yapının silindir gövdeli bölümünün üst kısmı daha sonraki dönemde moloz taş ve tuğla ile yapılmıştır. Kapının iki kenarındaki ters balta motifi sayısının 12 oluşu, mezarın konsül metebesinde birine ait olduğunu düşündürmektedir. Roma, Erken Bizans, Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerinde, kilise, burç, gözetleme kulesi v.b fonksiyonlarla kullanılmıştır.

11.06.2019 – 2. gün

Salı günü Antalya’dan yola çıkıp Adrasan‘a vardık. Antalya’dan Adrasan’a varmak 2 saat kadar sürdü. Kalacak yer olarak Selin Pansiyon’u (3 gece kahvaltı ve akşam yemeği dahil 1410 TL) ayarlamıştık. Bugünün kalan kısmını dinlenerek geçirdik. Akşam yemeğinde balık vardı, kızımız için de bir başka seçenek olsun diye köfte istemiştik. Çorba, yemek, salata hepsi gayet güzeldi, hem de yemek yiyecek yer aramak zorunda kalmadık.

12.06.2019 – 3. gün

Çarşamba gününü yine Adrasan’da deniz keyfi ile geçirdik. Plaj kum olunca kızımız kumla oynayıp eğlendi, deniz dalgalı olmayınca oğlumuz da sudan çıkmadı 🙂

13.06.2019 – 4. gün

Perşembe gün de kahvaltıdan sonra Olimpos‘a (Olympos) gittik. Olimpos plajına gitmek için Olimpos Ören Yeri’nden geçmek gerekiyor. Giriş ücreti 20 TL idi. Biz zaten plaj için değil, antik kenti görmek için gitmiştik Olimpos’a. Plajı taşlıydı ve denizin rengi harikaydı. Aracımızı park ettikten sonra ören yerine yine bebek arabasını almadan girdik. Toprak-taşlı yolda oğlumuzu kucağımızda taşımak daha kolay oldu yine.

OLYMPOS
Olympos’un ilk kuruluş yılları Yunanca adına dayanarak Anadıdolu’nun Hellenleşme dönemine rastlar. Olasılıkla yakınında yer alan Phaselis gibi Olympos da bir dor koloni kenti olmalıdır. M.Ö. 188 yılında Likya kentleri, kendi birlikleri adına Roma’ya elçi göndermeleri sonucu, Roma tarafından tanınan resmi bir birlik kurmuşlardır. Olympos tarihine ilişkin en erken tarihli yazılı kanıtlar da Likya birlik sikkeleriyle sağlanmaktadır. Kentin Helenistik dönemdeki varlığına ilişkin arkeolojik veriler ise M.Ö. 2. yüzyıldan 1. yüzyıla geçiş döneminde ise Olympos’un birlik sikkeleri sona erer. Bu dönem kente hâkim olan ve “Korsan” olarak tanınan Zeniketes’in egemenliği dönemine rastlamaktadır. Zeniketes, yaklaşık olarak M.Ö. 104-77 yılları arasında Olympos ve Phaselis’le beraber Gelidonya körfezi ile Antalya’nın batı sahilleri arasındaki bölgede hâkimiyet kurmuştur. M.Ö. 77 yılında ise kent bütünüyle Roma hâkimiyetine girer. Kentin Roma döneminde önemli konum aldığı bu dönemdeki yoğun kentleşme faaliyetleriyle anlaşılır.
M.S. 3. yüzyıl sonlarında karşımıza çıkan ve Olympos’lu olduğu bilinen Methodios Likya Bölgesi’nin ilk piskoposu ve önemli bir kutsal kişidir. Hıristiyanlık aleyhine yazılan eserlere cevaben yazdığı eserleri erken dönemde Hıristiyanlığın kurumlaşması çabalarında önemlidir. Methodios olasılıkla M.S. 312 yılında idam edilmiştir. M.S. 5.-6. yüzyıl konsil kayırtlarında diğer Piskoposları kayıtlara geçen Olympos kenti M.S. 7.-9. yüzyıl Piskoposluk listelerinde de Myra (Demre) Metropolitliğine bağlı bir merkez olarak anılır.
Olympos kentinin tarihsel süreç içerisinde göstermiş olduğu gelişimin, Likya Bölgesi’nin geneliyle örtüştüğü anlaşılmaktadır. Likya Bölgesi’nin genelinde olduğu gibi Olympos kenti de M.S. 5.-6. yüzyıllarda refah düzeyi en yüksek dönemini yaşamış olmalıdır. Kent içerisinde tespit edilen mimari dokuya ait nitelikler de M.S. 5.-6. yüzyıllarda yoğun bir inşa faaliyetinin gerçekleştiğini göstermektedir. M.S. 6. yüzyıl sonrası için özellikle M.S. 7. yüzyılda Akdeniz’de etkili olan Arap akınları nedeniyle kent hakkında bu döneme dair bilgilerimiz sınırlıdır. M.S. 6. yüzyılın ortalarından itibaren tüm bölgede görülen savaş, deprem, veba gibi felaketler; kent açısından da kaçınılmaz bir şekilde ekonomik ve demografik yapıyı olumsuz yönde etkilemiş olmalıdır.
15.yüzyıl’da Osmanlı egemenliği altına giren kentte, yerleşim olmayışı dikkati çeken bir unsurdur. 18. ve 19. yüzyıllar ile 20.yüzyıl başlarında kentin Yörükler tarafından kışlak olarak kullanıldığı yerel halk tarafından aktarılmaktadır.

Olimpos’u gezdikten sonra öğle yemeği için Şelale Restoran’a gittik. 2 kuzu tandır, 1 levrek, 3 ayran, 1 çoban salata, 1 büyük su alıp 177 TL ödedik. Buraya bir arkadaşımızın tavsiyesi üzerine gitmiştik ve gayet memnun kaldık. Yemekleri gayet lezzetliydi. Oğlumuz için çorba yoktu ama diğer yemeklerle onu da doyurduk. Bir de burası akan su üzerine kurulu olduğu için oldukça serindi. Üzerimize ince mont-hırkalarımızı giydik, üstüne de restoranın şallarını örttük.

Akşam yemeğini yedikten sonra Adrasan’ın girişindeki Cafe Yolda’ya uğrayıp çay içtik.

Cuma günü sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra İstanbul’a yola çıktık. Adrasan’dan İstanbul’a yolculuk 10 saat kadar sürüyor, molaları da ekleyince 11-12 saati buluyor. Biz öğle yemeği için Burdur’un meşhur şiş kebabını deneyelim dedik ve Şişci Hasan’da mola verdik. Çorba, 3.5 porsiyon şiş, 3 ayran alıp 61 TL ödedik. Çorba burada da yoktu, sağolsunlar başka bir yerden alıp getirdiler, şiş kebaplar gayet lezzetliydi. İstanbul’a gelmemiz akşamı buldu.

Böylece bir kaç günlük tatilimiz bitmiş oldu. Ben ilk defa bir tatil bir an önce bitsin evimize gelelim istedim. Çünkü, bu yazın ortasında hem biz hem çocuklar hasta oldular. Ancak, Antalya’nın doğal güzelliklerine o kadar hayran kaldım ki özellikle de Adrasan’ın neden bu kadar övüldüğünü şimdi anladım. Yeniden görüşmek üzere güzel Adrasan 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.