Diyarbakır

Diyarbakır, sımsıcak insanlarıyla şirin mi şirin bir Güneydoğu şehrimiz..

Diyarbakır’a ilk kez 2011 Kurban Bayramı’nda gittim. Sonra da bir kaç kez gitsem de gezme ve fotoğraf çekme fırsatım olmadı pek.

Diyarbakır’ın karpuzu, örgü peyniri, ciğer kebabı, kadayıf, meyan kökü, surları, bazalt taşlarla inşa edilmiş siyah beyaz yapıları meşhur.

Keçi Burcu‘na gittiğimizde girişte Diyarbakır hakkında bilgi veren şöyle bir yazı vardı:

Diyarbakır Kalesi’nin ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Şehrin doğusunu sınırlandıran Fiskaya isimli sarp kayalığın içkale kesiminin ilk yerleşme yerini oluşturduğu ve küçük çapta bir kalenin Huriler zamanında inşa edildiği sanılmaktadır.
Bir kale-şehir olan kent Amidi, Amed, Agustia, Diyar-ı Bekr ve Diyarbakır adlarıyla tarihte farklı isimlerle anılmıştır.
349 senesinde Roma imparatoru Constantinus döneminde şehrin etrafı surlarla çevrilmiştir.
VI. Yüzyılda Bizans imparatoru Justinianus zamanında güçlendirilerek son şeklini alan Diyarbakır Kalesi şehre egemen olan devletler tarafından tamir ve tahkim edilerek günümüze kadar ayakta kalmış ve her devirde önemini korumuştur.
Genel görünümü ile bir kalkan balığını andıran Diyarbakır Kalesi Dışkale ve İç kale olarak ikiye ayrılır.
İçkalenin içinde ise aynı zamanda Diyarbakır Kalesi’nin çekirdeğini oluşturan ve Diyarbakır’da hüküm süren hükümdar ve yöneticilerinin yaşadığı saraya ait bir kale daha bulunmaktadır. Saraykale,Virantepe veya hemedek diye bilinen bu sarayın kalesine ait Artuki eseri geniş kemerli kapısı içkaleye açılmaktadır.
82 burcu bulunan surların uzunluğu 5 km.yi aşmaktadır. Burçlar iki katlıdır. Surların yüksekliği 8-12 metre, duvar kalınlığı 3-5 metre arasında değişmektedir. Dış kalenin dört yöne açılan 4 ana kapısı vardır. Bunlar kuzeyde Dağkapı (eskiden Harput) Batıda Urfakapı (Deri rum veya Anadolu), güneyde Mardinkapı (Tell kapı), doğuda Yenikapı (Dicle veya Şatt kapısı)dır. Hindibaba ve Tekkapı sonradan açılmıştır.
Artuk eseri olan Yedi Kardeş ve Ulu Beden burçları ile Mervani eseri olan Keçi Burcu en çok tanınan burçlardır.
Diyarbakır Kalesi, kale olarak ayakta kalan dünyanın en büyük kalesidir. Surlarının uzunluğu ise Çin seddinden sonra gelir.
Surların bir başka özelliği ise Kitabeler Müzesi olmasıdır.Surlarda sıra ile şu kitabeler yer almaktadır. Latince Roma (367-375), Grekçe, Bizans (449-528), Arapça Abbasi (909), Mervani (996-1035), Selçuklu (1088-1092), Şam Selçukluları (1093), İnallı (1141), Nisanlı (1154-1183), Artuklu (1188-1208), Meyafarkin Eyyubileri (1236-1237), Akkoyunlu (1149-1479) ve Farsça Osmanlı (1525-1527)

08.11.2011

İlk önce Diyarbakır’ın simgesi hâline gelmiş surlarının bir parçası olan Dağkapı ile başladık gezmeye. Dağkapı’da büyükçe bir meydan bulunuyor.

Dağkapı
Dağkapı
Dağkapı
Dağkapı

Dağkapı’dan yürüyerek Nebi Cami‘ye vardık. Cami, Diyarbakır’ın özelliği olan siyah bazalt taşından inşa edilmiş ve minaresi kare şeklinde yapılmış. Nebi Cami Akkoyunlu eseriymiş ve kubbesi 15. yüzyıldan kalma taşla örtülüymüş. Minaresinde ve caminin değişik yerlerindeki Peygamber Efendimizin hadislerinin çokluğundan dolayı Nebi Cami olarak adlandırılmış.

Nebi Cami
Nebi Cami

Buradan sonra Hz. Süleyman Cami‘ye (Kale Cami-Nazıriye Cami) gittik. Hz. Süleyman Cami, Nisanoğlu Ebul Kasım tarafından 1155-1169 yılları arasında yaptırılmış. 638 yılında Hz. Ömer hilâfeti döneminde İyaz Bin Ganem komutasında Diyarbakır’ı fethederek Halid Bin Velid’in oğlu Hz. Süleyman ile birlikte şehit olan 27 sahabenin kabri de bu camide bulunuyormuş.

Hz. Süleyman Cami
Hz. Süleyman Cami

Hz. Süleyman Cami’den sonra Ulu Cami‘nin yakınında bulunan Bakırcılar Çarşısı‘nı gezdik. Burada birbirinden güzel kaplar, sürahiler, çaydanlıklar, kahve fincanları satılıyor. Sevdiklerinize hediye etmek için burada çok güzel hediyelikler bulabilirsiniz.

Bakırcılar Çarşısı
Bakırcılar Çarşısı

Bakırcılar Çarşısı’ndan sonra Ulu Cami’ye geçtik. Restorasyon nedeniyle caminin içini gezemedik. Cami kara taştan yapılmış ve Anadolu’nun en eski camilerinden olma özelliğini taşıyor. M.S. 639 yılında İslam orduları Diyarbakır’ı fethedince Martoma Kilisesi’nin camiye çevrilmesiyle kurulmuş. İslam aleminin 5. Harem-i Şerifi olarak kabul ediliyor. Belki ben restorasyon nedeniyle farkedemedim ama camide El Cezeri’nin yaptığı güneş saati bulunuyormuş.

Ziya Gökalp ve Cahit Sıtkı Tarancı’nın müzeye dönüştürülmüş olan evleri Ulu Cami’ye yakın olsa da bu kez bizim gezme fırsatımız olmadı.

Ulu Cami
Ulu Cami

Ulu Cami’den sonra Hasan Paşa Hanı‘na gittik. Ulu Cami’nin doğusunda yer alan han, Diyarbakır’ın Osmanlılar tarafından alınmasından sonra üçüncü vali olan Sokullu Mehmet Paşa’nın oğlu Vezirzade Hasan Paşa tarafından 1572 ve 1575 yılları arasında yaptırılmış. Handa çeşitli eşya satan dükkanlar, lokantalar ve kafeler bulunuyor. Buranın sabah kahvaltısı ile ilgili övgülerini okumuştum, hatta hafta sonları oturmaya bile yer olmuyormuş.

Hasan Paşa Hanı
Hasan Paşa Hanı
Hasan Paşa Hanı
Hasan Paşa Hanı

Buradan sonra da On Gözlü Köprü‘ye (Dicle Köprüsü) gidip bugünkü gezimizi sonlandırmış olduk. Köprü, yazıtına göre Mervaniler devrinde Diyarbakır hükümdarı Nizamüddevle Nasr tarafından 1065 tarihinde yaptırılmış.

On Gözlü Köprü
On Gözlü Köprü

09.11.2011

Ertesi gün, yine şehir merkezine gidip Valilik ve hemen karşısındaki Anıt Park’ın fotoğraflarını çekme fırsatım oldu.

Anıt Park
Anıt Park
Valilik
Valilik

11.11.2011

Bugün de Diyarbakır’ın ünlü surlarını görmek için çıktık. Giderken Kantar kavşağındaki karpuz heykelini görünce onun da fotoğrafını çektim.

Kantar kavşağı
Kantar kavşağı

Önce Balıkçılarbaşı’na gidip Dört Ayaklı Minare‘yi gördük. Akkoyunlu Sultanı Kasım Han tarafından 1500 yılında yaptırılan Şeyh Mutahhar Ca­misi’nin minaresi 4 sütun üzerine inşa edilmiş. Bu 4 sütun İslam mezheplerini, minare ise İslam dininin tekliğini temsil ediyormuş. Sütunların altından 7 defa geçenin dileğinin kabul olduğuna inanılıyormuş.

Dört Ayaklı Minare
Dört Ayaklı Minare

Diyarbakır birçok medeniyete ev sahipliği yaptığı için çok sayıda kilise de bulunuyor. Bunlardan biri de Şeyh Mutahhar Ca­misi’nin yakınında bulunan Mar Petyun Keldani Kilisesi. Kilisenin şu anki yapısı 17. yüzyılda inşa edilmiş ve yapımında siyah bazalt kullanılanılmış. Günümüzde Katolik mezhebinden Keldaniler tarafından hâlâ kullanılıyormuş.

Mar Petyun Keldani Kilisesi
Mar Petyun Keldani Kilisesi

Burayı da gördükten sonra Gazi Caddesi’nden devam edip Deliller Hanı‘nı gördük. Hüsrev Paşa Hanı olarak da bilinen bu han, 1527 yılında Diyarbakır’ın ikinci valisi Hüsrev Paşa tarafından yaptırılmış. Diyarbakır’daki birçok yapı gibi bu han da siyah ve beyaz taştan yapılmış. Günümüzde Büyük Kervansaray Oteli olarak kullanılıyor.

Kervansaray
Kervansaray

Deliller Hanı’nı da gördükten sonra Keçi Burcu’na vardık. Yontulmuş bir kaya kütlesine inşa edilmiş olan Keçi Burcu, sur burçlarının en büyüğü ve aynı zamanda en eskisiymiş. Keçi Burcu’nun iç kısmında bir kafeterya bulunuyor. Yağmur yağıp hava da soğuduğu için burcun dışından önce içini görmeyi tercih ettik.

Keçi Burcu
Keçi Burcu
Keçi Burcu
Keçi Burcu

Çaylarımızı içip ısındıktan sonra sıra geldi burcun dışını görmeye. Burçtan Hevsel Bahçeleri‘ni ve Dicle Nehri’ni izleyebiliyorsunuz, hatta On Gözlü Köprü de buradan görünüyor.

Keçi Burcu'ndan
Keçi Burcu’ndan
Keçi Burcu'ndan
Keçi Burcu’ndan

Gazi Caddesi üzerinde bulunan Deve Hamamı, büyüklüğünden dolayı bu adı almış.

Bu arada gezerken sırtındaki güğümü ile meyankökü satıcılarını görüp onun da tadına bakmak istedim. Ben çok beğenmedim ama belki bir daha denemek lâzım.

Deve Hamamı
Deve Hamamı

Buradan Behram Paşa Camii‘ne gittik. Bu cami Diyarbakır valiliği yapan Behram Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmış. Caminin yapımına 1564 yılında başlanmış ve 1572 yılında yapımı sona ermiş.

 Behram Paşa Cami
Behram Paşa Cami

Daha sonra Behram Paşa Cami yakınında bulunan Diyarbakır Kilisesi’ni gördük.

Diyarbakır Kilisesi
Diyarbakır Kilisesi

Son olarak da Ciğerci Muharrem Usta’ya gidip, Diyarbakır’ın yemeden dönmeyin denilen ciğer şişini yedik. Diyarbakır’da yemekler bir başka güzel zaten, siz de ciğer şiş yemeden dönmeyin. Kaburgacı Selim Amca’nın kaburga dolması da pek methedilen yemeklerden. Ben Diyarbakır’da yemedim ama İstanbul’da yediğim bile çok güzeldi.

Ciğer şiş
Ciğer şiş

Bu da Diyarbakır dönüşü uçaktan Keban Barajı’nın görünümü.

Keban Barajı
Keban Barajı

Atatürk’ün Diyarbakır’a geldiğinde konakladığı Gazi Köşkü‘nü görmeyi ve müzeleri gezmeyi bir başka zamana bırakıp Diyarbakır’a veda ettik.

17.09.2016 – Cumartesi

Kurban Bayramı’nda yine Diyarbakır’daydık. Bu kez de önce Dicle Üniversitesi’ne sonra da On Gözlü Köprü‘ye gittik.

Dicle Üniversitesi'nden manzara
Dicle Üniversitesi’nden manzara
On Gözlü Köprü
On Gözlü Köprü
On Gözlü Köprü'den manzara
On Gözlü Köprü’den manzara
On Gözlü Köprü'den manzara
On Gözlü Köprü’den manzara
On Gözlü Köprü
On Gözlü Köprü
On Gözlü Köprü
On Gözlü Köprü

On Gözlü Köprü’den dönerken Gazi Köşkü’ne uğrayalım dedik ama dış kapısı kapalı olunca kapalı olduğunu düşünüp yolumuza devam ettik. Cahit Sıtkı Tarancı ve Ziya Gökalp Müzeleri ziyarete kapalı olduğu için yine gidemedik.

Comments

  1. sagollun çok güzel anlatmışşınız şehrimizi ayrıca çok işime yaradı

  2. Teşekkür ederim memleketimi çok iyi anlatmissiniz

Leave a Reply

Your email address will not be published.