Amsterdam

Delft’ten Amsterdam’a arabayla ulaşmak 1 saat sürüyor. Gezeceğimiz yerlere zaten arabayla gideceğimiz için ve Amsterdam’da oteller oldukça pahalı olduğu için Amsterdam’dan biraz daha dışarıda bir otelde kalmaya karar verdik. Amsterdam’a yakın kasabaları (Zaanse Schans, Zaandam, Edam, Voldendam, Marken) da gezmeyi planladığımız için Bergen’de kalmak daha uygun oldu. Pazar akşamı Delft’ten otele (Villa Prinsenhof 2 yatak odalı oda 5 gece 742.5 Euro – www.hotels.com) ulaşmak 1.5 saat kadar sürdü.

Amsterdam’da gezdiğimiz yerler:

1. gün – 28.05.2018

Marketten aldıklarımızla kahvaltımızı yapıp Amsterdam merkeze vardık. Aracı Tren İstasyonu yakınlarında bir otoparka bıraktıktan sonra yürüyerek gezmeye başladık. Amsterdam Tren İstasyonu (Amsterdam Centraal) kırmızı renkli binasıyla ve mimarisiyle göz dolduran bir yapı. Amsterdam’ın en meşhur müzelerinden Rijksmuseum’a benziyor. Tren istasyonunun biraz ilerisinden kanal turları için tekneler kalkıyor. Biz Amsterdam’ın harika kanallarını ve evlerini geçerek Dam Meydanı’na doğru ilerledik. İlerlerken yolda gördüğümüz Simit Sarayı‘ndan birşeyler almayı ihmal etmedik 🙂

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dam Meydanı, Amsterdam’ın en ünlü ve en hareketli meydanı. Madame Tussauds Müzesi, Ulusal Anıt, Kraliyet Sarayı, Yeni Kilise bu meydanda  yer alıyor. Hem benim hamileliğimin 26. haftasında olmam sebebiyle, hem de 3 yaşındaki kızımızla müze gezmek pek eğlenceli olmadığı için biz yine planlarımıza müze gezmelerini eklemedik, sadece dışarıdan görmekle yetindik.

Madame Tussauds Müzesi’nde ünlü kişilerin balmumu heykelleri sergileniyor, bilet ücretlerine sitesinden ulaşabilirsiniz.

Ulusal Anıt (Nationaal Monument), II. Dünya Savaşı’nda hayatını kaybedenler anısına 1956 yılında yapılmış.

Kraliyet Sarayı 1655 yılından 1808 yılına kadar belediye binası olarak kullanılmış, günümüzde resmi işlemlerde kullanılıyormuş.

Yeni Kilise’nin de içine girmedik ama bu kilise de çeşitli sergilere ev sahipliği yapıyormuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dam Meydanı’ndan sonra Begijnhof‘a vardık. Buranın girişi Spui Meydanı tarafında yer alıyor, giriş ücretsiz. 1346 yılında, rahibeler için ibadethane olarak inşa edilmiş. Kapıdan geçince sol tarafta Amsterdam’ın en eski evi Het Houten Huis, sağ tarafta ise İngiliz Kilisesi (Engelse Kerk) yer alıyor. İlerleyince geniş bir avluya çıkılıyor. Avlunun ortasında bir heykel, etrafında da evler bulunuyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Begijnhof’tan sonra Çiçek Pazarı‘na (Bloemenmarkt) doğru ilerledik. Burada Singel Kanalı etrafına sıra sıra dizilmiş dükkanlarda çoğunlukla hediyelik eşyalar, çiçek soğanları, çiçekler satılıyor. Oldukça kalabalık, cıvıl cıvıl bir yer. Çiçek Pazarı’nın diğer ucunda Munttoren adlı kule yer alıyor. Ortaçağda yapılan kule 1618 yılındaki yangından sonra 1620 yılında yeniden inşa edilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Çiçek Pazarı’nı gezip hediyelik eşyalar satın aldıktan sonra Rembrandt Meydanı‘na (Rembrandtplein) vardık. Meydanda ünlü ressam Rembrandt’ın ve “Gece Devriyesi” adlı tablosundaki karakterlerin heykelleri yer alıyor. Meydanın etrafında kafe ve restoranlar bulunuyor. Ayrıca meydanda park ve oturulacak banklar da bulunuyor, burası da oldukça kalabalık. Bu meydanda da biraz zaman geçirdikten sonra meşhur Amsterdam kanallarını geçerek, bol bol fotoğraf çekerek I amsterdam simgesinin yer aldığı Ulusal Müze’ye (Rijksmuseum) doğru devam ettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ulusal Müze Amsterdam’ın en meşhur müzelerinden biri. Önünde yer alan I amsterdam simgesi o kadar kalabalık oluyor ki boşken fotoğraf çekmek imkansız. Modern Sanat Müzesi (Moco Museum), Van Gogh Müzesi, Stedelijk Müzesi, Konser Salonu (Concertgebouw) bu meydanın etrafında bulunuyor, zaten bu meydanın ismi de Müzeler Meydanı (Museumplein). Meydan ise yemyeşil bir alan. Ağaçların altında oturup dinlenebiliyorsunuz. Etrafta kafe ve restoranlar da mevcut.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Buradan sonra da Vondelpark‘a gitmek vardı planımızda ama yorgunluktan oraya gitmekten vazgeçtik. Bugün tatilimizin en yorucu günlerinden biriydi. Müzelere girmemize rağmen bu kadar yürümemiz, üstelik kızımızın da kucaktan inmemesi bizi çok yordu. Tatilimizde “keşke bebek arabası yanımızda olsaydı belki biraz uyurdu” diye düşündüğüm tek gün bugündü. Kızımız da yorulmasına rağmen sokak sanatçılarının çaldığı müziklerde alkış tutmayı, oynamayı ihmal etmedi 🙂

Otopark ücreti günlük 20 EUR ödeyip otele döndük. Dönüşte marketten bir şeyler alıp akşam yemeğimizi otelde yapıp yedik.

2. gün – 31.05.2018

Ertesi 2 gün Amsterdam’a yakın kasabaları (Zaanse Schans, Zaandam, Edam, Voldendam, Marken) gezdik. Bugün de yine Hollanda’nın masalsı köylerinden Giethoorn‘a gitmek vardı aklımda ama gidemedik. Sadece Amsterdam’da birkaç saat daha geçirebildik. Hava da yağmurlu olduğu için gezmek de pek keyifli olmadı. Damrak Caddesi üzerindeki Primark’a girip kızım için biraz alış veriş yaptık, sonra da Simit Sarayı’na gidip hem bir şeyler yedik, hem vakit geçirdik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kırmızı Fener Sokağı (Red Light District), Coffee Shop, Heineken Experience, Anne Frank Evi, Albert Cuypmarkt Amsterdam’da görülebilecek yerler olsa da biz gitmedik.

Zaanse Schans-Zaandam Gezi Notlarım

Edam-Volendam-Marken Gezi Notlarım

1 Haziran’da İstanbul’a uçuş saatimiz 12:30’du. Aracı da havaalanında teslim edeceğimiz için erkenden vardık. Havaalanında yediğimiz pizzaların tanesi ortalama 10 EUR idi. 3.5 saatlik uçak yolculuğuyla Amsterdam Schiphol Havaalanı’ndan (AMS) Sabiha Gökçen Havaalanı’na (SAW) ulaşıp bu tatilimizi de bitirmiş olduk. Bir sonraki gezimizde görüşmek üzere 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.